11 Kasım 2007 Pazar

PERİ

Yolculukların oldu; gidip, gelmelerin, kendinle olan uğraşın, talan edilişin bitmedi. Durumundan ötürü birilerini sorumlu tutmak istiyordun ve fakat kimselere toz konduramadığın için tek sebep sen kalıyordun geriye
Tek sorumlu, tek sorunlu...
Kendini itelediğin çukurdan çıkmak için sarf ettiğin çaba yetersiz kalıyor, çukurun her santiminin seneler sürmesi, durumunu daha da zorlaştırıyordu. Eskiyi yeniden yaşamanın ötesi yoktu, bir öncesine dönük ve bir öncesinden sönük geçip gidiyordu günlerin, yaşıyordun ve şaşıyordun hepsi bu.
Kendinden, çevrenden her şeyden kaçar olmuştun. Tüm bu kaçışlarınsa alkole çıkıyordu, alkolün denizinde yüzüyor, kumsalında güneşleniyor, hatta arada bir sırtına krem sürmesine bile izin veriyordun. Bir oynaşma başlamıştı aranızda, sen mi onu şımartıyordun, yoksa o mu seni hırçınlaştırıyordu, Bilmiyordun. Bildiğin tek şey bu durumdan kurtulmak istediğindi, de nasıl...
Alkolün hortum gibi seni içine çektiği bir gecenin tüketilişine yakın senin tanımadığın ama seni tanıdığını söyleyen biri açmıştı konuyu:
-Abi sen ne yaptın böyle kendine? Şu düştüğün duruma bakarmısın? Yakışıyor mu sana? Ne güzel öykülerin vardı senin, neden artık yazmıyorsun? Nedir seni yitimlere götüren, tükenmişsin, bitmişsin, yemişsin kendini deyiverdi.
Yeni kabuk bağlamaya başlamış yaralı dirseğinin üzerine düşmüş gibi oldun çocukluğunda... -Bak dostum amacın ne bilmiyorum ama altı yıldır apış arası spermli şehirden uzaktım, birçok şehir gezmek zorunda kaldım, ölümlerden geçtim koşaradım. Bulaşıcı bir hastalıktan çıkmış gibiyim, henüz kendimde değilim, artık yazmıyor değil, yazamıyorum. Ayrıca ilham perim de beni terk etti, onu çok üzdüm, dediklerini önemsemez oldum, isteklerini duymazlıktan geldim, hor gördüm, aşağıladım... Bir kaç kez eve bile almadım. En son sokağa attığım gecenin sabahında yoktu, gitmişti. Bir süre umursamadım yokluğunu ama gün geçtikçe arar oldum, onsuz deliye döndüm. Beni kontrole geldiğini biliyorum. Alkole teslim olduğum gecelerin sabahında; elime, tv nin tozlu ekranına, pencere camının kirine, banyodaki aynanın buğusuna bıraktığı notlardan anlardım geldiğini, ama artık yok diyerek kadehindeki içkiyi, iç organlarına boca ettin.
-Onu bulmamı istermisin ?
Genzine kaçan içkiden gözlerinin yerinden fırladığını zannettin, öksürdün, aksırdın burnundan etrafa damlacıklar saçıldı.
-Gerçekten yapabilir misin, bulabilir misin onu '' dedin şakayla karışık
-Ne demek, Benim her yerde hatırı sayılır dostlarım var, nereye gitmiş olursa olsun bulurum
-Bana yapacağın en büyük iyilik bu olur lütfen bul onu
-Sen merak etme dünyanın öbür ucuna gitse de bulurum
Sırtını sıvazladıktan sonra kalkıp kalabalığa karıştı, Arkasından bakakaldın...
Başarısızlığından yapılan giysiler gibiydi ömrün. Her şey aynı ritimde ya da aynı bitimde seyrederken, birkaç hafta sonra adını bile bilmediğin o adamla karşılaştın, aynı o mekânda.
-Buldum abi, biliyor musun buldum dedi heyecanla.
Neyi bulduğunu sordun
-Hatırlamadın mı abi beni Hani senin ilham perini bulacaktım ya dedi.
-Eee...
- e si buldum işte.
-Tamam, bak bu iyi haber işte, buldun demek ha? hah hah ha..
-Ne oldu abi sen istemedin mi bulmamı?
-Bak dostum neden bahsediyorsun ne perisi, ne ilhamı? O gece tam olarak neler dediğimi hatırlamıyorum ama ilham perisi dediğin soyut bir kavram, yani yok biri, varsayım o, yani düş, hayal ürünü, gerçek değil ki o Sen beni ciddiye almışsın. dedin.
- Bak güzel abim, bağlantılarım olduğunu sana söylemiştim, her yerde arattırıp durduk perini, vaktiyle yaptığım iyiliklere karşılık kırmadılar beni, yardımcı oldular, ne yani sen şimdi nerede ve ne halde olduğunu merak etmiyor musun? İlgilendirmiyor mu seni? Diye sordu. Bir an tereddüt ettin boşta bulunmandan yararlanıp kolundan çekiştirerek,
-Hadi hazırlan gidiyoruz dedi, ne yapacağını bilemeden, ''Peki'' diyebildin.
Otobüste konuşmamaya kararlıydın. Doğunun en uç, en küçük iline gidiyor olman seni oldukça sinirlendirmişti. Neyin peşindeydin...
İnanmıyordun bunu yaptığına... Otobüsten inip merkezini büyük şehrin tek bir sokağına benzettiğin öksüz şehirde otele yerleştiniz, sen kaldın otel de, o gitti.
Akşama doğru çıkıp geldi.
-İş tamam hadi gidiyoruz dedi.
Yürek atışlarını bastırmak için bir şeyler söyledin, ne sen söylediğinden bir şey anladın ne de o anlamadığına dair bir şey söyledi,hızla otelden çıktınız...
Derme çatma evlerin önünden geçerken küçücük şehirlerinde arka mahalleleri de olabileceğini tahmin etmediğin için kendine hayıflandın.
-Dur ! dedi, Bak işte orada, gördün mü?
Kafanın, onun olduğu tarafa dönmesi, saatler gibi geldi sana, haklıydı oradaydı, tahtaları maviye boyalı pencereli evin önündeydi, bacakların var mıydı, kolların?
Boğazın kurudu, Yutkunamadın...
Görmek istediğini söyledin, heyecandan tir tir titreyerek,sinsice gitti çağırdı.sana gelmek için attığı her adımda eridiğini, içinin boşaldığını zannettin. Yanına geldi, durdu. Sarıldın, saçlarını kokladın, bir pelte gibi akıp önünde diz çöktün
- Beni affet, beni bağışla, n'olur. Sana çok haksızlık ettim, incittim, yalvarırım bana dön, benimle gel, seni çok özledim '' dedin
-Bu mümkün değil, sen cesaretsizin birisin, korkaksın, sızlanmak senin mayan olmuş. Dediklerimi, yarım bıraktıklarını tamamlamalısın, kendinden kaçmaktansa üzerine gitmelisin. Kendine ulaşmalısın,bana ulaşmayı akılettiğin gibi, bu tamamen senlik bir durum. Benim sana verebileceğim bir şey yok? Şimdi ait olmam gereken yerde, ait olmam gerekenleyim. Sen beni hak edemedin, ne zaman "yüreğinin rengi yüzüne vurursa", ben o zaman sende olurum, seni gelir bulurum... Dedi, Çekip gitti...
Ellerin yana düştü, arkasından bakakaldın, ömrün hep birilerinin arkasından baka kalmakla geçti...
Kalemi yazının üzerine bırakıp giderken, arkamdan bakman devam ediyordu...

Levent KÜÇÜK
(SİİRT- K.IRAK 2003) (Kırmızı Alarm dergisi Eylül 2003)

Hiç yorum yok: